S.S.S.
Ebeveynler İngilizce bilmiyorsa bu eğitim nasıl mümkün olacak?
Dil öğrenimini kendiniz ve çocuğunuz için mümkün olduğunca etkili hale getirmek için birtakım adımlar atmayı düşünüyor, ancak hem pedagojik hem de yetkinlik anlamında nereden başlayacağınızı bilmiyor olabilirsiniz. İngilizce bilginizin, İngilizce düşündüğünüzü konuşmaya aktarma pratiğinizin ve daha önemlisi çocuğunuzla başka bir dilde iletişimde nasıl bir yol izlemeniz gerektiği konusundaki tecrübenizin yeterli olmadığını düşünüyorsanız, Jan Mayen bünyesinde çocuğunuzla birlikte katılım sağlayabileceğiniz Bilingual Kids Club’ın bu amaca yönelik bir program olduğunu öncelikle belirtmek isteriz.
Öte yandan İngilizce dilbilgisi, kelime bilgisi konularında sorun yaşamayıp (örneğin, iş yerinde okuma-yazma konularında İngilizceyi aktif kullanıp) genel akıcı konuşma ya da çocuk dilinde iletişim kurma becerilerinizi geliştirilmeniz gerektiğini de düşünüyorsanız, Bilingual Kids Club müfredatımız ve öğretmenimiz tarafından sağlanacak ebeveyn desteği ile bunu kolayca çözebilirsiniz.
Tek koşul: İstikrarlı bir şekilde hem kendiniz hem de çocuğunuz için derslere ve ek aktivitelere katılım sağlamak. Hedef dilinizi istikrarlı bir şekilde konuşmaya devam ettikçe, çocuğunuzla iletişim kurma konusunda daha yetkin hale geldiğinizi göreceksiniz. Unutmayın ki mümkün olan en kısa sürede çocuğunuzla İngilizce konuşmaya başlamak ve onun yaşıtlarıyla bu dilde iletişim kurmasına destek olmak, yalnızca çift dilliliğe dair çocuğunuzu teşvik etmekle kalmayacak, ortak bir dile sahip olacağınız için ebeveyn-çocuk ilişkinizi güçlendirecektir de.
Çocuğum henüz anadilinde konuşmaya başlamadı / daha birkaç kelime ancak söylüyor. Kendi dilini öğrenmeden ona neden /nasıl başka bir dil öğreteyim?
Öncelikle dil edinimi sadece sözlü ifade ile kendini göstermez, aynı zamanda dili “tanıma”, yani yönergeleri anlayıp tatbik edebilme şeklinde de gerçekleşir. Dil edinimi üzerine son yıllarda yapılan araştırmalar, “tanıma” döneminin bebekliğe ve hatta anne karnındaki sürece kadar uzandığını gösteriyor. Bilim insanlarına göre tek bir dile maruz kalan ile iki dile maruz kalan bebeklerin dil edinimiyle ilgili beyin aktiviteleri arasındaki farklar oldukça kayda değer: Araştırmaya göre çift dilli bebekler, sözgelimi İngilizce ve Fransızca gibi ritmik olarak farklı dilleri doğumdan itibaren (Byers-Heinlein, Burns ve Werker, 2010; Mehler ve diğerleri, 1988), Fransızca ve İspanyolca gibi ritmik olarak benzer dilleri ise 4 aylıktan itibaren ayırt edebiliyorlar (Bosch & Sebastián-Gallés, 1997, 2001; Nazzi, 2000).
Tüm bu araştırmalar göz önüne alındığında, Jan Mayen bünyesinde çocuğunuzla birlikte katılım sağlayabileceğiniz Bilingual Kids Club müfredatı, çocuğunuz henüz tam olarak konuşmaya başlamamış olsa da ebeveyni ile birlikte dile oyun yoluyla maruz kalabileceği, İngilizce telaffuz konusunda ebeveyniyle senkronize olarak kulak dolgunluğu edinebileceği, yaşıtlarıyla etkileşim halinde dilin günlük yaşamda kullanımına ilk elden şahitlik edebileceği bir ortam sunmak için tasarlanmıştır.
Çift dillilik için bu yaş aralığı (12-48 ay) çok erken değil mi? En uygun başlama zamanı nedir?
Dil edinimi için “kritik dönem” olarak adlandırılan bir zaman aralığı vardır; buna göre insanların belirli bir yaşa ulaştıktan sonra yeni bir dilde yetkinleşme becerilerinin azalmaya başladığı düşüncesi kabul görür. Araştırmacılar arasında görüş ayrılıkları olmakla beraber, çift dillilik ve ikinci dil öğrenimi üzerine yapılan araştırmalar, basit bir kriter üzerinde güçlü bir şekilde birleşiyor: Ne kadar erken, o kadar iyi. Araştırmacılar, yaşamın ilk yirmi yılındaki biyolojik değişimin, kişinin dilin inceliklerini öğrenme ve akılda tutma kapasitesinde azalmaya yol açtığı görüşünde birleşmişlerdir (Johnson & Newport, 1989; Weber-Fox & Neville, 2001). Başka bir deyişle, beyinlerimiz yaşamın erken dönemlerinde dile daha açıktır.
Çünkü şunu biliyoruz ki yaşla birlikte dil öğrenme becerilerinde belirgin bir düşüş olması hayatın olağan akışının bir sonucudur (Birdsong & Molis, 2001; Hakuta, Bialystok, & Wiley, 2003). Daha büyük yaştaki ergenler ve yetişkinler genellikle dil öğrenmek için bebek ve okul-öncesi çocuklar ile aynı miktarda zamana sahip değildir. Dil öğrenmek istediklerinde kendilerini, bebeklerin ve küçük çocukların aldığı doğal akış içerisinde dil öğrenme olanağının çok küçük bir kısmını alabilecekleri bir sınıfta bulurlar (Lew-Williams & Fernald, 2010). Sınıflarda onlar için kelimeler açıklanır ve gramer anlatılır. Bu kısmen etkili olabilir ancak dili sıfırdan, zihin daha açıkken ve doğal bir şekilde keşfetmek kadar güçlü bir dil edinim modeli değildir.
Çift dilli çocukların kafası karışıyor mu?
Dünya çapında çift dillilik bu denli yaygınlaşmadan ve son yıllardaki sistematik bilimsel araştırmalar yapılmadan önce uzmanlar, birden fazla dile maruz kalan küçük çocukların konuşma gelişimlerini geciktirebilecek "dil karışıklığı" yaşayabileceğine dair kaygılarını dile getirmekteydi. Bugün ise ebeveynler genellikle çocuklarının mümkün olan en erken yaşta birden fazla dile maruz kalması konusunda teşvik ediliyor.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, çift dilli çocuklar sıklıkla iki dilden kelimeleri aynı cümlede karıştırırlar. Bu, "kod karıştırma" olarak bilinir. Aslında bu, iki dilli gelişimin normal bir parçasıdır (Pearson, 2008). İki dilli bir çocuğun bir dilde uygun kelimeyi bilmemesi veya hızlı bir şekilde hatırlayamaması durumunda, kelimeyi diğer dilden ödünç alması da normaldir (Lanza, 2004). Öyleyse kod karıştırma, bir kafa karışıklığının işareti olmaktan çok, çift dilli çocukların yaratıcılığının bir işareti olarak görülebilir. Öte yandan sanılanın aksine, çift dilli çocuklar iki dili gelişigüzel ve ayrı diller olduklarını fark etmeden kullanmıyor. İki yaşındaki çocuklar bile, karşılarındaki kişinin kullandığı dile göre kendi dilini çok hızlı ve doğal bir şekilde değiştirme becerisi gösteriyorlar (Genesee, Boivin ve Nicoladis, 1996).
Çift dillilik çocukları daha zeki yapar mı?
Çift dilli olmanın avantajı, popüler söylemlerde zaman zaman abartılsa da araştırmalar, özellikle okul öncesi çağdaki çocuklarda “sosyal beceriler” söz konusu olduğunda çift dillilerin bazı avantajlara sahip olduğu konusunda hemfikir. Örneğin, çift dilli okul öncesi çağdaki çocuklar, diğerlerinin bakış açılarını, düşüncelerini, arzularını ve niyetlerini anlamada tek dillilere oranla biraz daha iyi becerilere sahip olmaya daha yatkındır (Bialystok & Senman, 2004; Goetz, 2003; Kovács, 2009).
Yakın tarihli araştırmalar, çift dilli bebek ve çocukların “bilişsel” yönden de avantajlara sahip olduğunu gösteriyor. Özellikle çift dilli bebeklerin hafıza konusunda nispeten avantajlı olduğuna dair bazı kanıtlar vardır; örneğin bir olayda edinilen bir bilgiyi / tecrübeyi daha sonraki yaşanabileceklere dair bir genelleme olarak hafızaya kodlama becerisi gibi (Brito & Barr, 2012).
Çift dilli çocukların dil zorlukları, gecikmeleri veya bozuklukları yaşama olasılığı daha mı yüksektir?
Son 20 yılda yapılan araştırmalara göre, iki dilli çocukların tek dilli yaşıtlarına nazaran dil ediniminde zorluk yaşaması, konuşmada gecikme göstermesi veya dil bozukluğu teşhisi ile karşılaşması olasılığı, tek dilli çocuklardan daha fazla değildir (bkz. Paradis, Genesee ve Crago, 2010; Petitto & Holowka, 2002). Bazı tek dilli çocukların dil gecikmesi veya bozukluğu olması gibi, çift dil bilenlerin benzer bir oranında dil gecikmesi veya bozukluğu olması gayet normaldir. Bununla birlikte, çift dilli ortamda yetiştirilen bir çocuğun konuşma güçlüğü yaşaması, çift dilliliğin genel olarak dil güçlüklerine yol açtığının kanıtı değildir.
Dil bozukluğu ile ilgili endişeleri olan uzmanlar, iki dilli bir ortamda çocuk yetiştirmeyi uygun görmeyebilir, ancak bu, bilimsel veriler tarafından desteklenmemektedir. Belirli dil bozuklukları (Paradis, Crago, Genesee ve Rice, 2003), Down sendromu (Kay-Raining Bird ve diğerleri, 2005) ve otizm spektrum bozukluğu (Peterson, Marinova-Todd ve Mirenda, 2012) olan çift dilli çocukların, aynı türden sorunları olan tek dilli çocuklara kıyasla ek gecikmeler veya zorluklar yaşama olasılığı daha yüksek değildir.
